Strazburg’dan çıkan Osman Kavala kararı, yalnızca bir kişinin özgürlüğü açısından değil, Türkiye’de yargı bağımsızlığı ve Avrupa insan hakları sistemi açısından da yeni bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor. Yabancı basın, AİHM Büyük Dairesi’nin kararındaki “sistemik sorun”, “bariz adalet reddi” ve siyasi amaç vurgularını öne çıkardı.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Dairesi, Osman Kavala’nın ikinci başvurusu kapsamında 25 Ağustos 2026’da kararını açıkladı. Mahkeme, Türkiye’nin Kavala’nın temel haklarını birden fazla noktada ihlal ettiğine hükmederken, Kavala’nın mümkün olan en kısa sürede serbest bırakılmasını ve mahkûmiyetinin sonuçlarının ortadan kaldırılmasını istedi.
17 yargıçlı Büyük Daire’nin kararı 15’e karşı 2 oyla alındı. AİHM; özgürlük ve güvenlik, adil yargılanma, ifade özgürlüğü ile toplantı ve örgütlenme özgürlüğü bakımından ihlal tespit etti. Mahkeme ayrıca, Kavala hakkındaki ceza sürecinin başka bir amaçla kullanıldığını belirterek Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 18. maddesinin de ihlal edildiğine karar verdi. (euronews)
Yabancı basının manşetinde “sistemik sorun” var
Kararın uluslararası basındaki en dikkat çekici yansımalarından biri Associated Press’in haberinde görüldü.
AP, AİHM’nin Türk yargısına yönelik değerlendirmesini “sistemik sorun” ifadesi üzerinden aktardı. Haberde, Kavala dosyasının Türkiye’de siyasi muhalifler, insan hakları savunucuları ve gazetecilerin yargılanmasıyla ilgili daha geniş bir tartışmanın parçası olduğu belirtildi. (AP News)
AP ayrıca AİHM’nin Kavala’nın mahkûmiyetinin Sözleşme hukuku açısından “yok hükmünde” değerlendirilmesi gerektiğine ilişkin tespitini öne çıkardı.
Haberde Ankara’nın ise Türk yargısının bağımsız ve tarafsız olduğu görüşünü koruduğuna dikkat çekildi. Böylece uluslararası basın, kararı yalnızca Kavala dosyası üzerinden değil, Türkiye’de yargı bağımsızlığı tartışması çerçevesinde ele aldı. (ABC News)
Avrupa basınında “derhal tahliye” vurgusu
Balkan Insight ise kararın en somut sonucunu ön plana çıkardı: Türkiye’nin Kavala’yı serbest bırakması.
AİHM, Türkiye’nin Kavala’nın serbest bırakılmasını “mümkün olan en kısa sürede” sağlaması gerektiğine hükmetti. Mahkeme aynı zamanda Kavala hakkındaki mahkûmiyetin sonuçlarının ortadan kaldırılmasını istedi. (Balkan Insight)
Bu nokta önemli. Çünkü 2019 yılında da AİHM Kavala’nın derhal serbest bırakılmasını istemiş, ancak Kavala cezaevinden çıkmamıştı. 2022’de ise AİHM Büyük Dairesi, Türkiye’nin 2019 tarihli karara uyma yükümlülüğünü yerine getirmediğine hükmetmişti.
Yeni karar böylece Kavala dosyasındaki önceki AİHM kararlarının devamı niteliğinde yeni bir hukuki baskı oluşturdu.
AİHM: Yargılama “bariz adalet reddi” niteliğinde
Kararın en ağır ifadelerinden biri, Kavala’nın mahkûmiyetine giden yargılamanın “bariz adalet reddi” seviyesine ulaştığı yönündeki değerlendirme oldu.
Mahkeme, yargılamadaki sorunların sıradan bir usul hatasının ötesine geçtiğini belirtti. AİHM’ye göre suç unsurları Kavala açısından yeterince bireyselleştirilmedi, Sözleşme tarafından korunan faaliyetler suç delili olarak kullanıldı ve bazı hukuki yorumlar öngörülemeyecek biçimde genişletildi. (euronews)
Bu değerlendirme, kararın neden uluslararası kamuoyunda önceki Kavala kararlarından daha önemli görüldüğünü de açıklıyor.
Mahkeme bu kez yalnızca tutukluluğun hukuka uygun olup olmadığını incelemekle kalmadı; Kavala’nın mahkûmiyetine yol açan yargılamanın tamamını mercek altına aldı.
“Amaç Kavala’yı susturmaktı”
Kararın bir başka kritik bölümü ise AİHM’nin 18. madde kapsamında yaptığı değerlendirme.
Mahkemeye göre Kavala hakkında ceza soruşturmasının başlatılması, tutukluluğun devam ettirilmesi ve nihai mahkûmiyet, ağırlıklı olarak başka bir amaca hizmet etti.
Bu amaç, mahkemenin değerlendirmesine göre Kavala’yı Gezi Parkı gösterilerindeki rolü ve insan hakları savunucusu olarak görüşlerini ifade etmesi nedeniyle cezalandırmak ve susturmaktı. (euronews)
Amnesty International da kararın bu bölümünü özellikle öne çıkardı. Örgüt, AİHM’nin Kavala’nın tutukluluğu ve mahkûmiyetinin siyasi saikle bağlantılı olduğu sonucuna vardığını savundu ve Türkiye’ye derhal tahliye çağrısı yaptı. (Amnesty International)
Almanya basınında da yargı bağımsızlığı öne çıktı
Alman basınında yayımlanan DPA kaynaklı haberlerde ise AİHM kararının Türkiye’deki yargı bağımsızlığı açısından taşıdığı anlam öne çıktı.
Haberlere göre mahkeme, Kavala’nın tutuklanması ve mahkûm edilmesi sırasında ciddi insan hakları ihlalleri bulunduğu sonucuna vardı. Ayrıca yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı konusunda ciddi soru işaretleri bulunduğuna dikkat çekildi. (DIE WELT)
Alman haberlerinde Kavala’nın 2017’den bu yana cezaevinde bulunması ve 2022 yılında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılması da hatırlatıldı.
Human Rights Watch: Avrupa sistemi için yeni bir sınav
Human Rights Watch, karar öncesinde Kavala dosyasını Avrupa insan hakları sisteminin Türkiye ile ilişkileri bakımından kritik bir dava olarak değerlendirmişti.
Örgüt, AİHM Büyük Dairesi’nin yeni dosyada Kavala’nın mahkûmiyetine ilişkin yargılamayı ve devam eden özgürlükten yoksun bırakılmasını değerlendireceğini belirtmişti. (Human Rights Watch)
Kararın ardından ise Amnesty International, AİHM’nin Kavala’nın serbest bırakılmasını üçüncü kez talep ettiğine dikkat çekti ve Avrupa Konseyi’nin kararların uygulanmasını sağlamak için daha güçlü adımlar atması gerektiğini savundu. (Amnesty International)
Bu durum, önümüzdeki dönemde tartışmanın yalnızca Ankara ile Strasbourg arasında değil, Türkiye ile Avrupa Konseyi arasındaki ilişkiler bağlamında da devam edeceğine işaret ediyor.
Türkiye açısından bundan sonra ne olacak?
AİHM Büyük Dairesi’nin kararı nihai nitelikte. Türkiye’nin kararın gereğini yerine getirip getirmediği ise Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından izlenecek. (ECHR)
Dolayısıyla bundan sonraki temel soru şu:
Türkiye, AİHM’nin Kavala’nın serbest bırakılması ve mahkûmiyetinin sonuçlarının ortadan kaldırılması yönündeki kararını nasıl uygulayacak?
Bu sorunun cevabı yalnızca Kavala’nın hukuki durumunu değil, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki yükümlülükleriyle ilişkisini de yakından ilgilendiriyor.
AİHM’nin yeni kararı, 2019 ve 2022’deki kararların ardından Kavala dosyasını yeniden Avrupa kamuoyunun merkezine taşıdı. Üstelik bu kez mahkeme, yalnızca tutukluluğa ilişkin bir ihlal tespitiyle yetinmedi; mahkûmiyete giden yargılamanın niteliği, ifade ve toplantı özgürlüğü, yargı bağımsızlığı ve sürecin taşıdığı siyasi amaç konusunda da kapsamlı değerlendirmelerde bulundu.
Yabancı basının ortak mesajı
Uluslararası haberlerin ortak noktası oldukça açık:
Kavala kararı, yalnızca bir tahliye kararı olarak görülmüyor.
AP “sistemik sorun” vurgusunu öne çıkarırken, Avrupa merkezli yayınlar Kavala’nın serbest bırakılması ve mahkûmiyetin sonuçlarının ortadan kaldırılmasına dikkat çekiyor. İnsan hakları kuruluşları ise kararı Türkiye’de hukuk devleti ve yargı bağımsızlığı açısından kritik bir dönemeç olarak değerlendiriyor. (AP News)
Sonuç olarak Strasbourg’dan çıkan karar, Osman Kavala dosyasını yeniden uluslararası gündemin üst sıralarına taşırken Türkiye açısından da önemli bir hukuki ve siyasi sınav başlatmış durumda.
Şimdi gözler Ankara’da: AİHM’nin “mümkün olan en kısa sürede serbest bırakılmalı” kararının ardından Türkiye nasıl bir adım atacak?
Yorumlar (0)
Henüz onaylanmış yorum bulunmuyor.