Cebimizden Çıkan Vergi, Kimin Kasasına Akıyor? Önümüzdeki 3 Yılın Ağır Faturası
Sabah işe giderken aklımızda faturalar, ay sonu yaklaşırken hesap makinesi, markette ise elimizde küçülen bir alışveriş sepeti var.
Her geçen gün biraz daha fazla çalışıyor, biraz daha fazla ödüyor ama karşılığında aynı soruyu sormaktan kendimizi alamıyoruz:
Bizim ödediğimiz bu vergiler nereye gidiyor?
Son açıklanan ekonomik program ve bütçe rakamları, bu sorunun cevabını pek de iç açıcı olmayan bir tabloyla ortaya koyuyor. Önümüzdeki üç yıla ilişkin hesaplara bakıldığında, vatandaşın cebinden toplanacak trilyonlarca liralık verginin önemli bir bölümünün faiz ödemelerine ayrılması bekleniyor.
Yani mesele sadece “çok vergi ödüyoruz” meselesi değil. Asıl soru, toplanan paranın ne kadarının yeniden vatandaşın hayatına dokunduğu.
Vergi ödüyoruz, peki karşılığında ne alıyoruz?
Bugün markette KDV, akaryakıtta ÖTV, faturada çeşitli vergiler, maaşta kesintiler…
Vergi hayatımızın neredeyse her alanında karşımıza çıkıyor.
Üstelik dolaylı vergilerin ağırlığı nedeniyle düşük ve orta gelirli vatandaş bu yükü daha fazla hissediyor. Çünkü kazancı ne olursa olsun herkes aynı ürünü satın alırken aynı vergiyi ödüyor.
Ay sonunda elimize geçen maaş küçülüyor, alışveriş sepetimiz küçülüyor, fakat devletin vergi gelirleri büyüyor.
Burada ister istemez başka bir soru ortaya çıkıyor:
Toplanan bu devasa kaynak nereye harcanıyor?
Faiz yükü neden bu kadar önemli?
Bütçedeki en dikkat çekici kalemlerden biri faiz giderleri.
Devlet borçlandığında bunun da bir maliyeti oluyor. Borcun kendisi bir yana, bu borç için ödenen faiz bütçeye ciddi bir yük getiriyor.
İşin vatandaşı ilgilendiren tarafı ise oldukça basit:
Faize ayrılan para, başka alanlarda kullanılamayacak para demek.
Elbette devletin borçlarının faizini ödemesi gerekiyor. Ancak faiz giderlerinin sürekli büyümesi, eğitimden sağlığa, altyapıdan sosyal desteklere kadar birçok alanda kullanılabilecek kaynak üzerinde baskı oluşturuyor.
Bunu günlük hayat üzerinden düşünelim.
Bir tarafta yolların, okulların, hastanelerin, sosyal hizmetlerin ve belediyelerin ihtiyaçları var.
Diğer tarafta ise geçmişte alınmış borçların bugünkü faiz faturası.
Vatandaş açısından bakıldığında ortaya oldukça can sıkıcı bir tablo çıkıyor: Bugünün vergileri, geçmişin borç yükünü taşımakta kullanılıyor.
Faturanın en ağır kısmı yine vatandaşa
Bütçe açıkları ve yüksek enflasyon devam ettiğinde devletin gelir ihtiyacı da artıyor.
Bu noktada KDV ve ÖTV gibi dolaylı vergiler daha da önemli hale geliyor.
Ancak bu vergilerin önemli bir özelliği var: Geliri yüksek olanla düşük olan arasındaki farkı her zaman gözetmiyor.
Asgari ücretle geçinen bir vatandaş da, yüksek gelirli bir vatandaş da markette aynı ürünü aldığında o ürünün vergisini ödüyor.
Akaryakıt alırken de durum değişmiyor.
Faturayı öderken de…
Bu nedenle vergi yükünün toplumun farklı kesimleri arasında nasıl dağıldığı, en az verginin kendisi kadar önemli.
Çünkü vatandaşın cebinden çıkan her lira, onun için sadece bir rakam değil. O para bazen çocuğunun okul masrafı, bazen mutfak alışverişi, bazen kira ya da faturası.
Üretim yerine borçla yaşamak mümkün mü?
Ekonominin uzun vadede ayakta kalması için daha fazla üretmek, daha fazla katma değer oluşturmak ve daha güçlü ihracat yapmak gerekiyor.
Çiftçinin üretmesi, sanayicinin yatırım yapması, esnafın işini büyütmesi ve çalışanın emeğinin karşılığını alması gerekiyor.
Çünkü ekonomik büyüme sadece bütçe rakamlarının yükselmesiyle olmuyor.
Fabrikalar çalışacak.
Yeni işletmeler kurulacak.
İnsanlar istihdam edilecek.
Teknoloji üretilecek.
Dışarıya sattığımız ürünlerin değeri artacak.
Bunlar olmadan borçlanarak çevrilen bir ekonomi, bir süre sonra kendi ağırlığını taşımakta zorlanıyor.
En büyük tehlike de burada başlıyor.
Daha fazla borç, daha fazla faiz, daha fazla vergi ve yeniden daha fazla borç…
Bu döngü kırılmadığı sürece vatandaşın üzerindeki yükün hafiflemesi de kolay görünmüyor.
Önümüzdeki üç yılın asıl sınavı
Önümüzdeki üç yıl sadece ekonomi yönetiminin değil, toplumun tamamının yakından takip etmesi gereken bir dönem olacak.
Çünkü mesele yalnızca enflasyonun kaç olacağı veya bütçe açığının ne kadar gerçekleşeceği değil.
Asıl mesele şu:
Vatandaşın ödediği vergiler, vatandaşın hayatını ne kadar iyileştirecek?
Daha iyi eğitim, daha güçlü sağlık sistemi, daha kaliteli ulaşım, daha fazla istihdam ve daha yüksek refah görebilecek miyiz?
Yoksa her yıl biraz daha fazla vergi ödeyip, biraz daha fazla borçlanıp, geçmiş borçların faizini ödemeye devam mı edeceğiz?
Bu sorunun cevabı, önümüzdeki dönemin en önemli ekonomik tartışması olacak.
Çünkü vatandaş artık sadece “Ne kadar vergi ödeyeceğim?” diye sormuyor.
“Ödediğim verginin karşılığında ne alacağım?” diye soruyor.
Ve belki de bugün ekonomi yönetiminin cevaplaması gereken en önemli soru tam olarak bu.
Etiketler: Türkiye ekonomisi · Vergi · Vergi yükü · Ekonomi · OVP · Bütçe · Faiz · KDV · ÖTV · Vergi adaleti
Yorumlar (0)
Henüz onaylanmış yorum bulunmuyor.