Sabah gözünü açıyorsun.
Daha yataktan doğrulmadan elin telefona gidiyor.
Bir bildirim…
Bir mesaj…
Instagram…
TikTok…
X…
WhatsApp…
Sonra bir bakmışsın yarım saat geçmiş.
Daha güne başlamadan başkasının hayatına bakarak kendi hayatını tüketmişsin.
Ve bunu her gün yapıyorsun.
Farkında mısın?
Telefonunu şarj ediyorsun ama kendini tüketiyorsun.
Bir gün telefonu elinden bırak
Şimdi düşün.
Telefonun olmadığı bir gün hayal et.
Bildirim yok.
Mesaj yok.
Sosyal medya yok.
Kim ne yapmış bilmiyorsun.
Kim tatilde, kim evlenmiş, kim ayrılmış, kim ne yemiş, kim nerede eğleniyor… Hiçbirinden haberin yok.
İlk birkaç saat huzursuz olursun.
Sonra garip bir şey olur.
Kafanın içi sessizleşmeye başlar.
İşte o sessizlikten korkuyoruz.
Çünkü yıllardır kendi düşüncelerimizle baş başa kalmaktan kaçıyoruz.
Her boşluğu telefonla dolduruyoruz.
Asansörde telefon.
Otobüste telefon.
Tuvalette telefon.
Yatakta telefon.
Yemekte telefon.
Hatta arkadaşımızla otururken bile telefon.
Yanımızdaki insanın yüzüne bakmak yerine ekranı kaydırıyoruz.
Sonra da yalnızlıktan şikâyet ediyoruz.
Belki de yalnız değiliz. Sadece birbirimizden koptuk.
Sosyal medya sana hayatı göstermiyor
Sana hayatın seçilmiş parçalarını gösteriyor.
Birinin tatil fotoğrafını görüyorsun.
Ama o fotoğrafın arkasındaki borcu bilmiyorsun.
Birinin mutlu aile fotoğrafını görüyorsun.
Ama o evin içindeki tartışmaları bilmiyorsun.
Birinin başarı hikâyesini görüyorsun.
Ama o başarının arkasındaki yılları bilmiyorsun.
Sen ise kendi hayatının bütün sorunlarını, başkasının hayatından seçilmiş birkaç saniyeyle karşılaştırıyorsun.
Sonra kendini başarısız hissediyorsun.
Yetersiz hissediyorsun.
Geç kalmış hissediyorsun.
Oysa yarışta değilsin.
Sana yarış varmış gibi hissettiren şey ekranın kendisi.
Telefonunun yüzde 5 şarjı kalsa ne yaparsın?
Şarj aleti ararsın.
Priz ararsın.
Powerbank ararsın.
Çünkü telefonun kapanmasını istemezsin.
Peki senin enerjin yüzde 5’e düştüğünde ne yapıyorsun?
Hiçbir şey.
Devam ediyorsun.
Biraz daha çalışıyorsun.
Biraz daha ekrana bakıyorsun.
Biraz daha haber okuyorsun.
Biraz daha sosyal medyada dolaşıyorsun.
Biraz daha kendini başkalarıyla kıyaslıyorsun.
Sonra gece yatağa girip:
“Neden bu kadar yoruldum?”
diye düşünüyorsun.
Çünkü beynine bütün gün mola vermedin.
Bugün birini ziyaret et
Mesaj atma.
Arama.
Mümkünse git.
Kapısını çal.
“Çay var mı?” de.
Bir masaya otur.
Telefonu cebinden çıkarma.
Karşındaki insanın yüzüne bak.
Gerçekten dinle.
Gül.
Konuş.
Saçma şeylerden bahset.
Eski günleri hatırla.
Çünkü yıllar sonra telefonunda yüzlerce fotoğraf olabilir.
Ama bazı insanların yüzünü yanında göremeyebilirsin.
Ve o zaman telefonundaki fotoğraflar sana sarılamaz.
“Sonra görüşürüz” demeyi bırak
Kaç kere söyledin?
“Bir ara görüşelim.”
“İlk fırsatta uğrarım.”
“Müsait olunca ararım.”
“Haftaya kesin buluşalım.”
Sonra haftalar geçiyor.
Aylar geçiyor.
Bazen yıllar geçiyor.
Hayatın en büyük yanılgısı, zamanın hep önümüzde olduğunu sanmak.
Değil.
Bazı insanlar bugün hayatımızda. Yarın olmayabilir.
Bu yüzden sevdiğin insanları erteleme.
Özlediğin birini ara.
Dargınsan konuş.
Anneni ziyaret et.
Babanla otur.
Arkadaşının kapısını çal.
Çocuğunla telefona bakmadan bir saat geçir.
Sevdiğin insanın elini tut.
Bunların hiçbiri sosyal medya akışında karşına çıkmayacak.
Çünkü bunlar gerçek hayat.
Dışarı çıkmak için havanın güzel olmasını bekleme
Hava soğuksa montunu giy.
Yağmur yağıyorsa şemsiyeni al.
Güneş varsa yüzünü güneşe çevir.
Bir parkta yürü.
Sokağın içinde kaybol.
Bir kahve iç.
Gökyüzüne bak.
İnsanları izle.
Ağaçlara bak.
Kuşların sesini duy.
Çünkü senin beynin sürekli bilgi istemiyor.
Bazen sadece sessizlik istiyor.
Telefon seni yönetmeye başladığında sorun vardır
Telefon kötü değil.
İnternet kötü değil.
Sosyal medya da tek başına kötü değil.
Sorun şu:
Sen onları kullanıyor musun, yoksa onlar seni mi kullanıyor?
Telefonunu istediğin zaman bırakabiliyor musun?
Bildirim gelmediğinde huzursuz oluyor musun?
Beş dakika boş kaldığında hemen ekranı açıyor musun?
Yanındaki insan konuşurken bile telefona bakıyor musun?
Gece uyumadan önce son baktığın şey telefon, sabah uyandığında ilk gördüğün şey ekran mı?
O zaman kendine şu soruyu sor:
“Ben gerçekten telefonumu mu kullanıyorum?”
Bir gün ekran kapanacak
Bunu söylemek biraz sert.
Ama gerçek.
Bir gün sosyal medya hesabının hiçbir önemi kalmayacak.
Bir gün telefonundaki bildirimlerin hiçbir anlamı olmayacak.
Bir gün bugün çok önemli sandığın tartışmaları hatırlamayacaksın bile.
Ama belki bir insanın sana söylediği güzel bir cümleyi hatırlayacaksın.
Belki çocukken gittiğin bir yeri.
Belki babanla yaptığın bir yürüyüşü.
Belki annenin hazırladığı bir yemeği.
Belki arkadaşlarınla sabaha kadar güldüğün o geceyi.
Hayatın hafızada kalan kısmı ekranda değil, yaşadığın anlardadır.
Şimdi yap
Bu yazıyı kapattığında telefonu masaya bırak.
Bir saatliğine.
Mümkünse iki saat.
Dışarı çık.
Temiz hava al.
Birini ziyaret et.
Sevdiğin birini ara.
Ama bu kez “Nasılsın?” deyip telefonu kapatma.
Gerçekten konuş.
Bir kahve iç.
Yürü.
Gül.
Dinle.
Sarıl.
Yaşa.
Çünkü sosyal medya yarın da orada olacak.
Mesajlar biraz sonra da okunabilir.
Videolar daha sonra da izlenebilir.
Bildirimler bekleyebilir.
Ama bugün geri gelmeyecek.
Ve belki de yıllar sonra dönüp baktığında hayatındaki en güzel günlerin, ekranın karşısında geçirdiğin günler olmadığını anlayacaksın.
O yüzden…
Telefonu bırak.
Kapıyı aç.
Dışarı çık.
Birinin kapısını çal.
Çünkü hayat sana bildirim göndermeyecek.
Hayat, sen ekrana bakarken sessizce akıp gidecek.
Etiketler: Telefon Bağımlılığı, Sosyal Medya, Dijital Detoks, Dijital Stres, Teknoloji Bağımlılığı, Ekran Bağımlılığı, Yaşam, Kişisel, Gelişim, Motivasyon, YeniNabız
Yorumlar (0)
Henüz onaylanmış yorum bulunmuyor.