Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Bu bir takvim değil, hedef meselesidir” sözleri, Terörsüz Türkiye sürecinde yeni bir aşamaya girildiğini gösteriyor. Meclis’te kabul edilen yasal çerçevenin ardından gözler şimdi PKK’nın silah bırakma ve örgütsel yapısını tasfiye etme sürecine çevrilmiş durumda. Ancak Ankara’nın önünde yalnızca güvenlik değil, siyaseti ve toplumsal barışı da ilgilendiren çok daha zor bir denklem bulunuyor.
Türkiye’de yaklaşık kırk yıldır devam eden PKK sorununu sona erdirmeye yönelik süreç, son aylarda söylem aşamasından hukuki ve kurumsal bir zemine doğru ilerledi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Bişkek dönüşünde gazetecilere yaptığı açıklamada kullandığı “takvim meselesinden öte bir hedef meselesi” ifadesi ise sürecin bundan sonraki karakteri açısından önemli bir mesaj olarak değerlendiriliyor.
Erdoğan, devletin kendi yol haritası ve planlamasının bulunduğunu ancak kamuoyuna kesin bir bitiş tarihi vermenin doğru olmayacağını söyledi. Sürecin ilgili kurumların koordinasyonunda ilerlediğini belirten Erdoğan, Meclis’te ortaya çıkan mutabakatın da önemli olduğunu vurguladı.
Meclis adımını attı, şimdi sıra silah bırakma sürecinde
Bu açıklamanın arka planında önemli bir gelişme bulunuyor.
TBMM, ağustos ayında “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” kapsamında sürecin hukuki çerçevesini oluşturacak düzenlemeyi kabul etti. TBMM kayıtlarına göre teklif Adalet Komisyonu'nda görüşülerek yasama sürecine taşındı.
Reuters'ın haberine göre Parlamento, 10 Ağustos'ta PKK'nın feshi ve silah bırakma sürecine ilişkin hukuki çerçeveyi 468 oyla kabul etti.
Düzenleme, belirli suçları işlememiş eski PKK mensuplarının hukuki durumlarına ilişkin koruma mekanizmaları oluştururken bazı mahkûmiyetlerin infazının ertelenmesine ve örgüt üyelerinin topluma yeniden kazandırılmasına yönelik hükümler içeriyor.
Bu noktada Ankara'nın mesajı oldukça net:
Silah bırakma gerçekleşmeden yasal mekanizmanın bütün unsurları devreye girmeyecek.
Erdoğan da örgütün fiilen silah bırakması ve tasfiye olması gerektiğini özellikle vurguluyor.
Dolayısıyla süreç artık yalnızca siyasi açıklamalardan ibaret değil. Önümüzde silahların bırakılması, örgütsel yapının sona erdirilmesi, bunun doğrulanması ve ardından hukuki mekanizmaların işletilmesi gibi birbirine bağlı aşamalar bulunuyor.
Neden kesin bir tarih verilmiyor?
Erdoğan'ın açıklamasındaki en dikkat çekici noktalardan biri “takvim” konusunda sergilediği temkinli yaklaşım.
Bunun birkaç nedeni var.
Birincisi, silahsızlanma gibi çok aktörlü bir sürecin tamamen Ankara'nın tek taraflı kararlarıyla belirlenmesi mümkün değil.
İkincisi, örgütün silah bırakma sürecinin nasıl ve hangi mekanizmalarla doğrulanacağı kritik önem taşıyor.
Üçüncüsü ise bölgedeki gelişmeler.
Irak ve Suriye'deki gelişmeler, PKK'nın bölgesel uzantıları ve Türkiye'nin güvenlik kaygıları sürecin hızını doğrudan etkileyebilecek faktörler arasında.
Reuters daha önce İran savaşının Türkiye ile PKK arasındaki süreci ciddi biçimde yavaşlattığını ve tarafların atılacak sonraki adımlar konusunda temkinli davrandığını bildirmişti.
Bu nedenle Ankara'nın kamuoyuna “şu tarihte bitecek” şeklinde kesin bir tarih vermek istememesi anlaşılabilir bir yaklaşım.
Ancak burada başka bir sorun ortaya çıkıyor:
Takvimin açıklanmaması, sürecin belirsizleşmesi riskini de beraberinde getiriyor.
Asıl kritik eşik: Silahların gerçekten bırakılması
Türkiye açısından sürecin en hassas noktası burada.
Hükümet “Terörsüz Türkiye” hedefini esas alırken, PKK'nın silahlı kapasitesinin tamamen ortadan kalkmasını temel şart olarak görüyor.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da daha önce yaptığı açıklamada örgütün silahlarını ve silahlı kapasitesini koruduğu sürece yasal düzenlemelerin sağladığı imkanlardan yararlanamayacağını belirtmişti.
Reuters'a göre süreç, Abdullah Öcalan'ın Şubat 2025'te PKK'ya silah bırakma ve örgütü feshetme çağrısıyla yeni bir aşamaya girdi. PKK da Mayıs 2025'te silahlı mücadeleyi sona erdirme ve örgütsel yapısını dağıtma kararı aldığını açıkladı. Ardından Kuzey Irak'ta sembolik bir silah yakma töreni gerçekleştirildi.
Fakat Ankara açısından sembolik adımlarla nihai sonuç aynı şey değil.
Devletin beklediği şey, ölçülebilir ve doğrulanabilir bir silahsızlanma.
Bu nedenle bundan sonraki dönemde “kaç kişi silah bıraktı?”, “hangi silahlar teslim edildi?”, “örgütün lojistik ve komuta yapısı sona erdi mi?” gibi sorular giderek daha fazla gündeme gelecek.
Erdoğan'ın “Büyük Türkiye Mutabakatı” vurgusu neden önemli?
Erdoğan'ın açıklamasında dikkat çeken bir başka kavram ise “Büyük Türkiye Mutabakatı” oldu.
Cumhurbaşkanı, iç cepheyi güçlendirmenin farklılıkları ortadan kaldırmak anlamına gelmediğini, farklılıklarla birlikte Türkiye ortak paydasında kenetlenilmesi gerektiğini söyledi.
Bu ifade, hükümetin süreci yalnızca PKK'nın silah bırakması olarak görmediğini ortaya koyuyor.
Ankara'nın siyasi anlatısında hedef;
terörün sona ermesi + toplumsal bütünleşme + devletin güvenlik kapasitesinin korunması
üçgeninde şekilleniyor.
Ancak sürecin eleştirilen yönü de tam burada ortaya çıkıyor.
Londra School of Economics bünyesindeki Middle East Centre'da yayımlanan bir değerlendirmede, mevcut sürecin ağırlıklı olarak güvenlik ve silahsızlanma ekseninde ilerlediği; demokratikleşme ve Kürt meselesinin siyasi boyutunun ise daha sınırlı ele alındığı savunuluyor.
Bu görüş, Türkiye'deki tartışmanın yalnızca “PKK silah bırakacak mı?” sorusundan ibaret olmadığını gösteriyor.
Kürt meselesinin siyasi boyutu ne olacak?
Burada sürecin en zor sorularından biri ortaya çıkıyor.
PKK'nın silah bırakması, Türkiye'deki Kürt meselesinin bütün siyasi ve toplumsal başlıklarının otomatik olarak çözüldüğü anlamına gelmeyecek.
Reuters da Meclis'ten geçen yasanın, Kürtlerin daha geniş siyasi ve kültürel hak taleplerini, terörle mücadele mevzuatındaki olası değişiklikleri ve Abdullah Öcalan'ın durumunu tek başına çözmediğine dikkat çekiyor.
Dolayısıyla Türkiye'nin önünde iki farklı ama birbirine bağlı dosya bulunuyor:
Birincisi güvenlik dosyası.
PKK'nın silahlı kapasitesinin tamamen ortadan kaldırılması.
İkincisi demokratik-siyasi dosya.
Silahların bırakılmasının ardından ortaya çıkabilecek siyasi, hukuki ve toplumsal taleplerin nasıl yönetileceği.
Birinci dosyanın başarıya ulaşması, ikinci dosyanın da sağlıklı biçimde ele alınmasını gerektirebilir.
Suriye denklemi süreci daha da karmaşık hale getiriyor
Türkiye'nin “Terörsüz Türkiye” hedefi yalnızca ülke sınırları içerisindeki gelişmelerle sınırlı değil.
Suriye'deki Kürt yapılanmaları ve özellikle SDG/YPG'nin geleceği Ankara açısından kritik önem taşıyor.
Reuters'ın ağustos ayındaki haberine göre Suriye Demokratik Güçleri'nin Suriye'nin ulusal ordusuna entegrasyon süreci, Ankara tarafından Suriye'nin birlik ve bütünlüğü açısından olumlu bir gelişme olarak değerlendiriliyor. Türkiye aynı zamanda bu gelişmeyi PKK'nın tasfiye süreciyle bağlantılı görüyor.
Erdoğan da Suriye'deki gelişmelerin Türkiye'nin güvenlik vizyonunu doğruladığını savunarak bölgede “terör defterinin kapanması” gerektiğini söyledi.
Bu nedenle Ankara'nın hedefi yalnızca Türkiye sınırları içerisinde bir güvenlik ortamı oluşturmak değil.
Daha geniş hedef;
Türkiye-Irak-Suriye hattında silahlı örgütlerin hareket alanını daraltmak.
Bu gerçekleşirse Türkiye'nin güney sınırındaki güvenlik dengeleri de önemli ölçüde değişebilir.
Muhalefetin ve DEM Parti'nin beklentisi farklı
Sürecin siyasi açıdan en hassas noktalarından biri ise iktidar ile Kürt siyasi hareketinin beklentilerinin tamamen örtüşmemesi.
Hükümet önceliği silahsızlanmaya verirken, Kürt siyasi aktörleri kalıcı barışın daha geniş demokratik ve hukuki reformlarla desteklenmesi gerektiğini savunuyor.
Bu görüş ayrılığı sürecin gelecekteki en önemli tartışma başlıklarından biri olabilir.
Çünkü silahların bırakılması kısa vadede güvenlik sorununu azaltabilir.
Ancak toplumsal ve siyasi sorunların çözülmemesi halinde uzun vadeli barışın ne kadar sağlam olacağı tartışması devam eder.
Türkiye yeni bir dönemin eşiğinde mi?
Yaklaşık kırk yıldır Türkiye'nin siyasetini, ekonomisini, güvenlik politikalarını ve toplumsal yapısını etkileyen PKK sorunu açısından bugün gelinen nokta geçmiş dönemlerden farklı.
Reuters, çatışmanın 1984'ten bu yana 40 binden fazla kişinin ölümüne yol açtığını ve özellikle Türkiye'nin güneydoğusunda ciddi ekonomik ve toplumsal maliyet oluşturduğunu belirtiyor.
Bu nedenle başarılı bir silahsızlanma süreci yalnızca güvenlik açısından değil, ekonomik ve toplumsal açıdan da önemli sonuçlar doğurabilir.
Ancak bunun gerçekleşebilmesi için tarafların karşılıklı güvensizliği aşması gerekiyor.
Devlet açısından temel beklenti silahların tamamen bırakılması.
Kürt siyasi aktörleri açısından ise silahsızlanmanın ardından demokratik alanın genişletilmesi.
İşte Erdoğan'ın “takvim değil hedef” sözünün arkasındaki asıl mesele de burada yatıyor.
Takvimden daha önemli olan sonuç
Siyasette takvimler önemlidir.
Ancak böylesine hassas bir süreçte takvimin kendisi başarı ölçütü değildir.
Asıl mesele, silahların gerçekten bırakılıp bırakılmadığı, örgütsel yapının tasfiye edilip edilmediği, bunun doğrulanabilir olup olmadığı ve sonrasında oluşacak siyasi zeminin nasıl yönetileceğidir.
Erdoğan'ın açıklaması, hükümetin süreci bir “tarih verme” yarışına dönüştürmek istemediğini gösteriyor.
Fakat takvim açıklanmaması, kamuoyunun süreç hakkında bilgi sahibi olma ihtiyacını ortadan kaldırmıyor.
Tam tersine, süreç ilerledikçe şeffaflık, doğrulama mekanizması ve Meclis denetimi daha önemli hale gelecek.
Türkiye'nin önünde tarihi bir fırsat bulunduğu kadar ciddi riskler de var.
Silahların susması başarı olabilir.
Ama kalıcı barış için yalnızca silahların susması yetmeyebilir.
Asıl sınav, silahların sustuğu gün başlayacak.
Çünkü o gün Türkiye'nin karşısında artık “terör nasıl sona erdirilecek?” sorusundan çok daha büyük bir soru bulunacak:
Silahların olmadığı yeni Türkiye'nin siyasi, hukuki ve toplumsal düzeni nasıl kurulacak?
Yorumlar (0)
Henüz onaylanmış yorum bulunmuyor.