Futbol, kitleleri peşinden sürükleyen bir tutku olmanın ötesine geçip nefret söylemlerinin, toplumsal hıncın ve vicdani yozlaşmanın aracı haline geldiğinde spordan ziyade kolektif bir ahlak krizine dönüşür. Trabzonspor - Amedspor müsabakasının ardından sosyal medyada dolaşıma giren ve 15 yaşında terör saldırısında hayatını kaybeden Eren Bülbül’ü hedef alan tezahüratlar, bu ahlaki çöküşün en somut ve ürkütücü tezahürlerinden biridir.
Sokak ortasında mikrofonlara çocuk tekerlemelerini çarpıtarak "Eren pabuçu yarım, çık dışarıya oynayalım" sloganları atan ve bunu bir övünç vesilesiymiş gibi dijital platformlarda paylaşan anlayış; rekabet ile insanlık, mizah ile vicdansızlık arasındaki sınırı tamamen kaybetmiştir. Henüz hayatının baharında, vatan toprağında teröre kurban gitmiş bir çocuğun hatırası, hiçbir rekabetin veya tribün hırsının mezesi olamaz.
Bu durum sadece bir taraftar grubunun fanatizmiyle açıklanamaz. Sorun, sosyal medyanın sunduğu anonimlik veya "etkileşim alma" arzusuyla birleşen vicdan aşınmasıdır. Beğeni sayılarını, izlenme istatistiklerini insan onurunun ve ortak acıların önüne koyan bu zihniyet; toplumsal hafızayı, saygıyı ve merhameti tahrip etmektedir. Bir çocuğun aziz hatırasına saldırarak "meydan okuduğunu" sanmak, patolojik bir taraftarlık anlayışının ve ahlaki değerlerden kopuşun göstergesidir.
Futbolun birleştirici gücünden bahsettiğimiz her an, bu tür nefret söylemleri toplumsal kutuplaşmayı daha da derinleştirmektedir. Maçların skoru unutulur, ligler biter; ancak genç bir şehidin hatırasına yapılan bu saygısızlık, kolektif hafızamızda silinmez bir leke olarak kalır. Toplumun her kesiminden spor kulüplerine, sosyal medya kullanıcılarından adil yargı mekanizmalarına kadar herkesin; acıları yarıştırmayan, şehitlerin hatırasına sahip çıkan ve nefret söylemine sıfır tolerans gösteren net bir duruş sergilemesi gerekmektedir. Aksi takdirde, kaybedilen sadece bir maç değil, toplumsal vicdanın kendisi olacaktır.
Yorumlar (0)
Henüz onaylanmış yorum bulunmuyor.