Birini Hayatımızdan Çıkarmak, Onu Unutmak Anlamına Gelmiyor

Birini Hayatımızdan Çıkarmak, Onu Unutmak Anlamına Gelmiyor

Bazı insanlar hayatımızdan bir kapı çarpıp çıkar. Bazılarıysa hiçbir zaman gerçekten “gitmiş” gibi olmaz.

Telefon rehberinden silersin. Fotoğrafları kaldırırsın. Sosyal medyada görmemek için engellersin. Hatta bir süre sonra adını bile anmazsın.

Ama sonra hiç beklemediğin bir anda bir şarkı çalar.

Bir sokaktan geçersin.

Birinin söylediği basit bir cümle, yıllar önce yaşadığın bir anı önüne getirir.

İşte o anda insan kendine aynı soruyu sorar:

“Madem hayatımdan çıktı, neden hâlâ bende bir karşılığı var?”

Belki de mesele tam olarak burada başlıyor. Bir insanı hayatımızdan çıkarmakla, onun bizde bıraktığı izi ortadan kaldırmak aynı şey değil.

İnsanlar aynı anda vedalaşmıyor

Bir ilişkinin bittiği tarih çoğu zaman takvimdeki tek bir gün değildir.

Bazen ilişki devam ederken insanın içindeki bağ yavaş yavaş çözülmeye başlar. Konuşmalar azalır, beklentiler küçülür, eskiden önem verilen şeyler artık eskisi kadar önemsenmez.

Dışarıdan bakıldığında hâlâ birlikte olan iki insan vardır.

Ama içlerinden biri çoktan vedaya başlamıştır.

Diğeri ise bunu, ilişkinin son cümlesi söylendiğinde öğrenir.

Bu yüzden ayrılığın ardından bir tarafın diğerinden daha hızlı toparlanması, onun daha az sevdiğini göstermez. Belki de o kişi aylarca, hatta yıllarca kendi içinde bu ayrılığın yasını tutmuştur.

Bazen en büyük vedalar, kimsenin duymadığı sessizliklerde yaşanır.

Dostlukların vedası neden daha zor?

Sevgililik bittiğinde çevremizde bunun bir adı vardır: ayrılık.

Evlilik bittiğinde yine bir adı vardır: boşanma.

Ama yıllarca hayatımızda olan bir arkadaşla yollarımız ayrıldığında ne deriz?

“Artık görüşmüyoruz.”

Sanki ortada gerçek bir kayıp yokmuş gibi.

Oysa bazı arkadaşlıklar bir evlilik kadar, hatta ondan daha uzun sürebilir. Birlikte büyürsünüz, aynı insanları tanırsınız, aynı dönemlerden geçersiniz. Hayatınızın belirli bir bölümünü o kişiyle birlikte anlamlandırırsınız.

Sonra bir gün konuşmalar kesilir.

Büyük bir kavga bile yaşanmamış olabilir.

Sadece hayatlar farklı yönlere savrulmuştur.

İşte böyle biten arkadaşlıkların yasını tutmak daha da zor olabilir. Çünkü çevrenizden “Bunun için mi üzülüyorsun?” tepkisini alma ihtimaliniz vardır.

Oysa kaybın büyüklüğünü belirleyen şey, ilişkinin resmi adı değildir.

Bazı insanlar gittikten sonra bile bizimle konuşur

Hayatımızdan çıkan insanların bazı özelliklerini zihnimiz uzun süre taşır.

Onun hangi şakaya güleceğini bilirsiniz.

Bir haber karşısında nasıl tepki vereceğini tahmin edersiniz.

Bir restoranda menüye bakarken “Bunu kesin severdi” diye düşünürsünüz.

Sonra bir saniyeliğine durursunuz.

Çünkü artık o kişiye mesaj atamayacağınızı hatırlarsınız.

İnsanın zihni biraz tuhaf çalışıyor. Birini hayatından çıkarabiliyor ama onunla birlikte geçirdiği yılları çöpe atamıyor.

Daha da önemlisi, o kişiyle birlikteyken olduğunuz insan da geçmişinizin bir parçası olarak kalıyor.

Belki onun yanında daha cesurdunuz.

Belki daha komiktiniz.

Belki ilk kez birinin yanında kendinizi gerçekten değerli hissettiniz.

Ya da tam tersine, sürekli küçümsendiğiniz bir ilişkiden çıktınız ve o kişinin sesi bir süre daha kafanızın içinde yaşamaya devam etti.

İnsan bazen karşısındaki kişiden ayrılıyor ama onun kendisi hakkında oluşturduğu bakış açısından ayrılmak çok daha uzun sürüyor.

Geçmişimizin tanıkları da kayboluyor

Bir insanı kaybettiğimizde sadece bugünkü hayatımızdaki bir ilişkiyi kaybetmeyiz.

Bazen geçmişimizin tanığını da kaybederiz.

Çocukluk arkadaşınız, gençlik yıllarınızı bilen kişidir. Eski sevgiliniz, başkalarının hiç bilmediği bir döneminizin ayrıntılarını hatırlar. Yıllarca yanınızda bulunan biri, sizin nasıl değiştiğinizi görmüştür.

Fotoğraflar geçmişi gösterir.

Ama fotoğraftaki insanın o gün ne hissettiğini bilen başka birinin hafızasıdır asıl farklı olan.

Bu yüzden bazı ayrılıklar yalnızca “onu özlemek” değildir.

Bir tarafıyla, kendi geçmişinizdeki bir tanığı da kaybetmektir.

Ve belki bu nedenle yıllar sonra bile bazı insanları düşündüğümüzde aslında onları değil, onların yanında olduğumuz eski halimizi özleriz.

Bazen insan kişiyi değil, cevabı bekliyor

Bazı ilişkiler bittikten sonra geride tek bir soru kalır.

“Nasıl oldu da birbirimizi bu kadar farklı gördük?”

Çünkü aynı ilişkinin içinde bulunan iki insan, aynı hikâyeyi yaşamış olmayabilir.

Sizin için yıllarca süren yakınlığın en güzel dönemlerinden biri olan bir olay, karşı taraf için bambaşka bir anlam taşıyabilir.

Bunu yıllar sonra öğrenmek insanın yalnızca eski ilişkisini değil, kendi hafızasını da sorgulamasına neden olur.

“Ben bunu neden fark etmedim?”

“Gerçekten böyle miydi?”

“Yoksa ben mi farklı hatırlıyorum?”

İnsan bazen bir açıklama istemez.

Bir özür bile istemeyebilir.

Sadece yaşananların tamamen inkâr edilmediğini bilmek ister.

Fakat her zaman böyle bir cevap gelmez.

Bazı insanlar hayatımızdan çıkar ve son konuşma hiçbir zaman yapılmaz.

İşte olgunlaşmanın zor taraflarından biri de burada başlıyor: Karşımızdaki kişinin bize vermediği cevabı beklemekten vazgeçmek.

Birini unutmak zorunda değiliz

Modern dünyada iyileşmeyi biraz yanlış anlıyor olabiliriz.

Birini engelle.

Fotoğrafları sil.

Numarasını kaldır.

Takibi bırak.

Sonra da “Artık hiçbir şey hissetmiyorum” de.

Sanki insan zihni bir telefon ekranıymış gibi.

Oysa öyle değil.

Bir insanı hayatınızdan çıkarabilirsiniz. Onunla yeniden görüşmek istemeyebilirsiniz. Size yaptıklarını affetmek zorunda da değilsiniz.

Ama bir zamanlar onu sevmiş olmanız, birlikte güzel şeyler yaşamış olmanız ya da onun hayatınızda önemli bir yer tutmuş olması da gerçektir.

Bunların hepsini aynı anda kabul etmek mümkün.

Birini özlemek, ona geri dönmek istediğiniz anlamına gelmez.

Birini affetmemek, onunla yaşadığınız güzel anıları inkâr etmenizi gerektirmez.

Geçmişte değer verdiğiniz bir şeyi bugün geride bırakabilirsiniz.

Peki bir insan hayatımızdan ne zaman gerçekten çıkar?

Belki de cevap “onu artık hiç düşünmediğimiz zaman” değildir.

Çünkü bazı insanları hayatımız boyunca zaman zaman hatırlayacağız.

Asıl değişen şey, o hatırlamanın hayatımız üzerindeki etkisi.

Bir zamanlar bütün gününüzü mahveden bir anı, yıllar sonra birkaç dakikalığına aklınıza gelebilir ve sonra hayatınıza devam edebilirsiniz.

Cevapsız kalan soru hâlâ cevapsızdır.

Kırgınlık tamamen ortadan kalkmamıştır.

Ama artık hayatınızın direksiyonunda değildir.

Bence gerçek kopuş biraz da burada yaşanıyor.

İnsan geçmişini silmiyor.

Sadece geçmişin bugünü yönetmesine izin vermemeyi öğreniyor.

Bir ilişkinin bittiği günü takvimde işaretlemek kolaydır. İçimizde ne zaman sona erdiğini anlamak ise çok daha zor.

Çünkü kalbin takvimi yoktur.

Bazı insanlar bir gecede hayatımızdan çıkar.

Bazıları ise aylar boyunca, küçük vedalarla uzaklaşır.

Ve bazıları gerçekten gittikten çok sonra, zihnimizde ait oldukları yere yerleşir.

Belki iyileşmek de tam olarak budur:

Unutmak değil, hatırladığınızda artık eskisi kadar canınızın yanmaması.

Yorumlar (0)

Henüz onaylanmış yorum bulunmuyor.