Mekke’de imzalanan ortak savunma anlaşmasının ardından İstanbul’da gerçekleştirilen ilk toplantı, üç ülke arasındaki işbirliğinin geçici bir diplomatik girişimden daha kurumsal bir yapıya dönüşebileceğinin işaretini verdi.
31 Ağustos’ta yapılan Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi toplantısına üç ülkenin dışişleri ve savunma bakanları ile genelkurmay başkanları katıldı. Görüşmelerin ardından oluşumun adı Mekke Savunma İttifakı olarak duyuruldu.
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, yeni yapının bölgesel güvenlik ve işbirliği açısından yeni bir dönemin kapısını açabileceğini belirtti. Fidan'ın açıklamalarına göre ittifak belirli bir ülkeye karşı kurulmuş askeri bir blok olarak tanımlanmıyor. Türkiye'nin NATO ve diğer uluslararası yükümlülüklerinin de bu yeni yapılanmayla çelişmediği vurgulanıyor.
Denklemin dikkat çeken bir diğer tarafı ise Mısır.
Kahire'nin ilerleyen dönemde ittifaka dahil olması ihtimali, bölgesel güç dengeleri açısından hesabı oldukça farklı bir noktaya taşıyabilir.
İsrail açısından neden önemli?
İsrail basınında Mekke merkezli savunma girişimine yönelik değerlendirmeler birbirinden oldukça farklı.
Bazı yorumlarda Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasındaki yakınlaşmanın İran'ın bölgedeki etkisinin gerilemesi açısından olumlu sonuçlar doğurabileceği savunulurken, başka analizlerde ortaya çıkan yapının İsrail'in bölgesel hareket alanını sınırlandırabilecek yeni bir denge unsuru olduğu ileri sürülüyor.
Bu farklı yorumların ortak noktasında ise Türkiye'nin giderek daha fazla dikkat çeken bir aktör haline gelmesi bulunuyor.
Tel Aviv Üniversitesi bünyesindeki Ulusal Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü'nün (INSS) değerlendirmelerinde Türkiye, İran'la aynı kategoriye konulmuyor. Ancak Ankara'nın bağımsız bölgesel politika üretme kapasitesi ve askeri-siyasi ağırlığı nedeniyle İsrail açısından ayrı bir stratejik başlık olarak değerlendiriliyor.
INSS'nin Mekke Anlaşması'na ilişkin 20 Ağustos tarihli analizinde de yeni yapılanmanın İsrail açısından karmaşık bir meydan okuma oluşturabileceği değerlendirmesi yer aldı.
Buradaki kritik nokta şu:
İsrail'in Doğu Akdeniz'de Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile geliştirdiği güvenlik ve işbirliği mekanizmalarının karşısında, farklı bir coğrafi hatta Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan eksenli başka bir güvenlik yapılanması oluşuyor.
Bu tablo, bölgedeki rekabetin artık yalnızca İsrail-İran hattından okunamayacağını gösteriyor.
Mısır denkleme girerse ne değişir?
Mısır'ın olası katılımı, mevcut tablonun en önemli soru işaretlerinden biri.
Kahire'nin ittifaka dahil olması halinde oluşumun yalnızca üç ülke arasındaki askeri işbirliği olmaktan çıkıp daha geniş bir bölgesel güvenlik platformuna dönüşmesi mümkün olabilir.
İsrail açısından Mısır'ın özel bir ağırlığı bulunuyor. Çünkü Mısır, hem coğrafi konumu hem de Arap dünyasındaki siyasi etkisi nedeniyle bölgesel gelişmelerde farklı bir konuma sahip.
Kahire'nin daha aktif biçimde bu yapıya yaklaşması, İsrail'in Mısır'la ilişkilerinde sahip olduğu diplomatik manevra alanını da daraltabilir.
Öte yandan Mısır'ın temkinli dış politika çizgisini koruması durumunda ittifak içerisinde dengeleyici bir rol üstlenmesi de mümkün.
Yani Kahire'nin vereceği karar, yalnızca ittifakın üye sayısını değil, ittifakın siyasi ağırlığını da belirleyebilir.
İran'dan beklenmedik yaklaşım
Yeni güvenlik yapılanmasının dikkat çeken taraflarından biri de İran'ın verdiği mesajlar oldu.
Tahran'dan gelen açıklamalarda anlaşma doğrudan İran'a karşı oluşturulmuş bir askeri blok olarak görülmedi.
İranlı yetkililer, bölgedeki ülkelerin kendi güvenlik mekanizmalarını geliştirmesini ABD'nin etkisinin azalmasıyla birlikte ortaya çıkan yeni bölgesel düzen arayışının bir parçası olarak değerlendiriyor.
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan'ın 31 Ağustos'ta yaptığı açıklamada anlaşmayı İslam dünyasının birlik ve dayanışmasını güçlendirebilecek bir gelişme olarak nitelendirmesi de dikkat çekti.
Tahran'ın diğer bölge ülkelerini de sürece dahil olmaya çağırması, klasik "Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan ittifakı İran'a karşı kuruluyor" yorumunun tek başına yeterli olmadığını ortaya koyuyor.
Ortadoğu'da yeni dönem mi başlıyor?
Ortadoğu'daki son gelişmeler, bölgedeki ülkelerin güvenlik politikalarında daha fazla inisiyatif almak istediğini gösteriyor.
Uzun yıllar boyunca bölgesel güvenlik denklemleri büyük ölçüde Washington'ın politikaları, İsrail'in güvenlik kaygıları ve İran'ın bölgesel nüfuzu üzerinden değerlendirildi.
Şimdi ise başka bir tablo ortaya çıkıyor.
Türkiye, Suudi Arabistan, Pakistan ve muhtemel olarak Mısır gibi ülkelerin kendi aralarında güvenlik ve savunma alanında daha yakın ilişkiler kurması, bölge ülkelerinin dış aktörlere daha az bağımlı bir güvenlik mimarisi arayışına girdiğine işaret ediyor.
Burada asıl dikkat edilmesi gereken nokta, ittifakın yarın nasıl bir askeri yapıya dönüşeceğinden çok, bölgede karar alma merkezinin giderek çeşitlenmesi.
Bir başka ifadeyle Ortadoğu'daki satranç tahtasına yeni taşlar ekleniyor.
Türkiye'nin bu tabloda oynayacağı rol ise özellikle kritik. Çünkü Ankara aynı anda NATO üyesi, Orta Doğu'nun önemli askeri güçlerinden biri ve bölgesel diplomasi açısından etkili bir aktör konumunda.
Mekke Savunma İttifakı'nın geleceği, yalnızca üç ülkenin ilişkileri açısından değil, İsrail'in bölgesel stratejisi, İran'ın yeni dönemdeki konumu ve Mısır'ın tercihleri açısından da yakından izlenecek.
Şimdilik kesin olan şu: Ortadoğu'daki güvenlik dengeleri eski kalıplarla açıklanamayacak kadar hızlı değişiyor.
Yorumlar (0)
Henüz onaylanmış yorum bulunmuyor.