Gözümüzün Önündeki Utanç: Doğayı Açık Hava Deposu Sanmak
Bir yolculuk düşünün…
Camdan dışarı baktığınızda yemyeşil tarlalar, ağaçlar, dağlar ve tertemiz bir manzara görmek istiyorsunuz. Bir süre sonra gözünüze plastik şişeler, poşetler ve atıklar takılıyor. Biraz daha ilerliyorsunuz; bu kez karşınıza kırık bir klozet, eski bir koltuk, buzdolabı, otomobil lastikleri ya da inşaat molozları çıkıyor.
İnsanın ilk tepkisi şu oluyor:
“Bunu buraya kim yaptı?”
Asıl üzücü olan ise cevabın çoğu zaman çok basit olması: Biz yaptık.
Çöp atmak artık sadece bir poşet meselesi değil
Adana’da yol kenarlarında ortaya çıkan atık görüntüleri, Türkiye’nin farklı bölgelerinde yıllardır karşılaştığımız manzaranın yalnızca bir örneği.

Karadeniz yollarında, Ege kıyılarında, ormanlık alanlarda, otoyol kenarlarında ve piknik alanlarında aynı tabloyla karşılaşmak mümkün.
Üstelik mesele artık birkaç pet şişe veya piknikten geriye bırakılan poşetten ibaret değil.
Evini tadilat yapan biri molozunu, eskiyen eşyalarını veya kullanmadığı büyük parçaları arabasına doldurup uygun bir toplama noktasına götürmek yerine yol kenarına bırakabiliyor.
Kırık klozet mi?
Ormana.
Eski koltuk mu?
Boş araziye.
Buzdolabı mı?
Yol kenarına.
Sanki doğa, evde istemediğimiz her şeyi bırakabileceğimiz devasa bir depo.
“Nasıl olsa biri temizler” düşüncesi
Bu davranışın arkasında yalnızca cehalet olduğunu söylemek kolay. Fakat mesele bundan daha derin.
Çünkü evimizin içinde yere çöp atmayız.
Koltuklarımızın arasına plastik şişe sıkıştırmayız. Banyomuza eski bir buzdolabı bırakmayız. Salonumuzun ortasına inşaat molozu dökmeyiz.
Peki aynı insan, neden evinin kapısından çıktıktan sonra bambaşka davranabiliyor?
Çünkü kamusal alanı gerçekten kendisinin bir parçası olarak görmüyor.
“Belediye temizler.”
“Devlet bakar.”
“Nasıl olsa kimse görmez.”
İşte sorun tam burada başlıyor.
Oysa o yol da bizim. O orman da bizim. O sahil de bizim. O tarla, o dere, o park ve o yayla da bizim.
Kamuya ait olan hiçbir yer aslında sahipsiz değildir.
Attığımız çöp ortadan kaybolmuyor
Belki eski bir koltuğu yol kenarına bıraktığımızda birkaç dakika sonra arkamıza bakıp yolumuza devam ediyoruz.
Ama doğa onu ortadan kaldırmıyor.
Bazı atıklar yıllarca, hatta çok daha uzun süre çevrede kalabiliyor. Elektronik eşyalar, plastikler, lastikler ve çeşitli kimyasal içerikli malzemeler toprağa ve suya zarar verebiliyor.
Yani mesele yalnızca “çirkin görüntü” değil.
Bugün yol kenarına bıraktığımız atık, yarın toprağa, suya ve dolayısıyla yaşamımıza geri dönebiliyor.
Bir başka ifadeyle, doğaya attığımız şey aslında tamamen kaybolmuyor.
Bir gün başka bir biçimde karşımıza çıkıyor.
Her ağacın başına kamera koyamayız
Elbette denetim gerekiyor.
Yol kenarlarına çöp atan, kaçak şekilde moloz döken veya büyük hacimli atıklarını doğaya terk eden kişilere ciddi yaptırımlar uygulanmalı.
Kamera sistemleri, araç plakalarının tespiti ve vatandaş ihbarları bu konuda caydırıcı olabilir.
Nitekim bazı kentlerde yol kenarına çöp atan kişilerin kamera görüntüleri üzerinden tespit edilerek cezalandırıldığı örnekler de görüyoruz.
Fakat bunun bir sınırı var.
Türkiye’nin her ormanına kamera, her boş arazisine zabıta, her yol kenarına denetim görevlisi koyamayız.
Devletin görevi kuralları uygulamak ve denetlemek.
Ama çevreyi kirletmemek vatandaşın da en temel sorumluluklarından biri.
Çözüm aslında düşündüğümüz kadar zor değil
Büyük laflara, yıllarca süren kampanyalara veya karmaşık çevre politikalarına her zaman ihtiyaç yok.
Öncelikle insanlara büyük hacimli atıklarını nereye bırakacağını kolayca anlatmak gerekiyor.
Belediyeler eski mobilya, elektronik eşya ve inşaat atıkları için ulaşılabilir toplama sistemleri oluşturmalı. Vatandaşın “Bunu nereye götüreceğim?” sorusuna net bir cevap bulunmalı.
Bunun yanında denetim gerçekten yapılmalı.
Ve en önemlisi, çevre bilinci yalnızca çocuklara anlatılan bir okul dersi olmaktan çıkarılmalı.
Çünkü çocuğa “yere çöp atma” diyen yetişkinin birkaç saat sonra arabasının camından şişe fırlatması, verilen bütün eğitimi anlamsızlaştırıyor.
Mesele aslında çöp değil, saygı
Doğaya çöp atan kişinin çoğu zaman yaptığı şey yalnızca bir atığı bulunduğu yerden başka bir yere taşımak.
Fakat o atığın yeni adresi hepimizin ortak yaşam alanı.
Bu nedenle konu yalnızca çevre temizliği değil. Aynı zamanda toplumsal saygı meselesi.
Bir insan kendi evini temiz tutarken yaşadığı ülkeyi kirletmeyi normal görüyorsa, burada yalnızca belediyelerin temizlik hizmetini tartışmak yetmez.
Biraz da kendimize bakmamız gerekir.
Çünkü doğa bizim hizmetçimiz değil.
Arkamızda bıraktığımız pisliği temizlemek, attığımız çöpleri yok etmek veya yanlışlarımızı telafi etmek zorunda değil.
Bir gün yollarda ilerlerken karşımıza plastik şişeler yerine çiçekler, eski koltuklar yerine ağaçlar, moloz yığınları yerine temiz manzaralar çıkmasını istiyorsak işe başkasından değil, kendimizden başlamamız gerekiyor.
Çünkü temiz bir ülke yalnızca temizleyenlerin değil, kirletmeyenlerin eseridir.
Etiketler: Çevre kirliliği, doğa, çöp sorunu, kaçak döküm, çevre bilinci, toplumsal sorumluluk, geri dönüşüm, atık yönetimi, doğayı koruma, Türkiye
Yorumlar (0)
Henüz onaylanmış yorum bulunmuyor.